İSLAM HUKUK DÜŞÜNCESİNDE ONTOLOJİNİN EPİSTEMOLOJİYLE İLİŞKİSİ

Küçük Resim Yok

Tarih

2022

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

Trakya Üniversitesi

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Özet

İslam hukuk düşüncesi kelam ve fıkıh usulünün birleşimiyle meydana gelmiştir. Erken dönem fıkıh ve kelam alanına dair eser telif eden İslam bilginleri her iki disiplinin birbirine bağımlı olduklarını varsayarak meseleleri ele almışlardır. Onlara göre kelam ilmi ile fıkıh usulü ilminin birbirine bu kadar bağımlı olmasının sebebi her iki disiplinin temel amacının dini temellendirmek olmasıdır. Kişi bir usul eserini ele alırken bu faktörü göz önünde bulundurmazsa birçok tartışma konusu anlamsızlaşacaktır. Nitekim semereci yaklaşımla usul meselelerini ele almaya çalışan birçok araştırmacı erken dönemde yapılan tartışmaları lafzî bir boyuta indirgemiştir. Halbuki bu dönemde usulcünün amacı sadece nastan hüküm istinbat etmek değil, öncelikle nassın inanılabilirliğini ispat etmektir. Bu gayeyle mezhepler kelam ilminde benimsemiş oldukları ontolojik yapıya uygun bir epistemolojik temelle hüküm teorisi inşa etmiştir. Ehl-i Rey tarafından ilke haline getirilen hüsün-kubuh teorisi ile hükümler ontolojik bir yapıyla ilişkilendirilmiş ve usulde bu ilkenin içine yerleştirilebileceği epistemolojik bir temel oluşturulmuştur. Bu yapının temelinde vacip, mümkün ve mümteni? tasnifi bulunur. Bu sayede hükümleri tasnif edebilen Ehl-i Rey (Mu‘tezile, Hanefîler ve Zeydîler) şer? öncesi ahkamın akılla idrak edilmesini ve şer? sonrası ahkamın akla uygunluğunun ölçülmesini mümkün kılmaktadır. Ahkamın akla uygunluğunu bu cihetle değerlendiren erken dönem usulcüleri arasında Ehl-i Rey’den alimler olsa da bu durum zamanla Mu?tezile’yle özdeşleşmiştir. Eşyanın ontolojik yapısını ahkamın idrakinde önemli bir kriter olarak görenler bu bakış açısıyla aklî ve şer?î hüküm tasnifine girişmiştir. Çalışmamızda eşyanın hakikatinin akılla vacip, mümkün ve mümteni? olarak tasnif edilmesinin hükümlerin idrakinde önemli bir kriter olduğu anlatılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda erken dönem Ehl-i Rey ve Eş?arîlerin aklın vahiy karşısındaki durumu ile ilgili görüşlerini ele alacağız ve aklın hükümleri idraki hususunda gerçekleşen ihtilafı farklı bir düzlemde inceleyeceğiz.
Islamic legal thought was formed by the combination of both kalam and jurisprudence. Scholars assume that both disciplines are interdependent. For them, the reason why kalam and jurisprudence are interdependent is that the main purpose of both disciplines is to justify religion. Many topics will become meaningless if one does not take this into account. In the period of mutaqaddim?n, the purpose of proceduralist was not only to deduce the decree from the nass, but to prove its credibility first. For this purpose, sects have built a theory of judgment with an epistemological basis in accordance with the ontological structure they have adopted in kalam. With the theory of husn-qubh especially, the decrees were associated with an ontological structure and an epistemological basis was formed in which this principle could be placed. The basis of this structure is the classification of obligatory, possible, and impossible. This structure makes it possible to understand the pre-shar' rules within reason and to measure the rationality of the post-shar' rules. This method became identified with the Mu?tazila in time. This study tries to explain that the classification of existence as obligatory, possible and impossible is an important criterion in the comprehension of decrees. In this context, we will discuss the views of the early Ahl al-Ra?y and Ash?ar?s about the status of reason in the face of revelation, and we will examine the debate on reason’s comprehension of religious decrees on a different plane.

Açıklama

Anahtar Kelimeler

Kelam, Usul, Ontoloji, Epistemoloji, Mu?tezile, Eş?arîlik., Kalam, Usul, Ontology, Epistemology, Mu?tazila, Ash?arism

Kaynak

Rumeli İslam Araştırmaları Dergisi

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

Sayı

Künye