Barış, Mustafa2024-06-122024-06-1220232602-2710https://search.trdizin.gov.tr/yayin/detay/1220468https://hdl.handle.net/20.500.14551/13659Eğer geleceğe tümüyle gelenek hükmetseydi asla yeni bir şey olmayacaktı. Şayet tarih tümüyle yeniliklerden oluşsaydı geleneğin hiçbir değeri olmayacaktı. O halde; geleceği şekillendiren geleneğin önemli kısmıyla, gelenek ile bağı kopmayacak olan geleceğin bağlantılarını belirleyen unsurları araştırmak gerekmektedir. Müslümanlar için Kur’an’ın günümüze kadar korunmuşluğunu destekleyen sebepler vardır. Kur’an’ın kendi kendini doğrulaması yani hem iç tutarlılık hem de Allah’ın kitabını koruması altına alması ve tevatür ile nesilden nesile korunması başlıca etmenlerdir. Şüphe Kur’an’da değildir. Bilakis bireyin yaşadığı anda verdiği kararın ilahî maksat ile uyumluluğundadır. Müslümanların bilimsel şüpheciliğini Kur’an’ın “nasıl anlaşılması gerektiğine” yönlendirmesi gerekir. Kur’an metni açık ve net olarak ortadadır. Fakat bu metinden değişen zaman ve coğrafyaya göre ne anlam çıkarsanması gerektiğine ancak bilimsel şüphecilik ile ulaşılabilir. Bu bağlamda bilimsel diyalektiğin tarihte bazen birbirini “değilleyerek” devam etmesi vakıadır. Sözgelimi elektriğin vakumlanmış, havasız bir ortamda işlevsellik kazanması, kendinden önce aydınlanmanın “oksijen” zorunluluğuyla imkân bulmasındaki diyalektik ilişki hayatı anlama konusunda bazı ipuçlarını insanoğluna vermektedir. Bazı koşullarda ayetleri anlama çabası, literal okumanın tam tersi bir sonuca ulaşmaya yol açabilmektedir. Örneğin deontolojik ahlak bağlamında “Her zaman doğru olan söylenmelidir.” gibi bir ilkenin dahi olay, zaman ve mekâna bağlı değişkenliği söz konusudur. Kur’an’ın metni açıktır. Her bir birey, Kur’an’da yer alan emirlerin, tavsiyelerin, münakaşaların, kıssaların ne kadarının insandan insana, toplumdan topluma ve mekândan mekâna değişkenlik göstermesine iten sebepleri akletmekle sorumludur. Bu husus da değişik anlama çabalarının özgürlüğüne ve dolayısıyla başta İslam dini içinde ki hem de İslam dini dışındaki din, düşünce ve vicdan özgürlüğüne yaşam alanı açmanın kanıtı olabilmektedir. Toplumların ilerlemesine ya da gerilemesine etki eden faktörlerden birisi ve en önemlisi onların din özgürlüğü meselesine yaklaşımlarında yatmaktadır. Bu alanda yapılan yanlışlar; “dine dayalı devlet sistemi kurmak” ya da “devlete dayalı din sistemi kurmak” başlıklarında sıralanabilir. Birinde, hiçbir kayıt ile sınırlanmayan bir gücün tümden yaşam ve ilişkileri din esasları ile çevreleyerek yönetme istemesi vardır. Diğerinde ise din adamlarının birer “Sezar” olması kaçınılmazdır. Kur’an doğru veya yanlış olsun bütün inançlara “din” demektedir. Bu anlayış bütün inançların hayat bulmasının Kur’an’dan delilidir. Dinin ilkelerinden kopmadan semavî olsun veya olmasın diğer din ve müntesipleri ile “tanışmak” din özgürlüğü çerçevesindedir. Çünkü bir şey, bu bağlamda din, hem kendinin ne olduğunu bilmekle, hem de ne olmadığını bilmekle en iyi şekilde öğrenilir. Tezde, Kur’an’da aile hukuku, ceza hukuku, muhakeme usulü, muamelat gibi başlıklarda aynen korunan ve kısmen değişiklik yapılan oranlarının toplamı % 79 sonucunu veren araştırmaya yer verilmiştir. Bu da göstermektedir ki Kur’an, toplumdaki şirk ve küfür inançlarıyla mücadelede son derece katı ve mutlak bir anlayış ileri sürerken içinde yaşadığı ve tevhit inancına halel getirmeyecek örf ve gelenekleri aynen korumaktan çekinmemiştir. Hatta güzel geleneğin korunmasını tavsiye etmiştir. Gelenek içinde, sözgelimi İmam el -Cüveynî’nin vahiy ve hukuk ayrıştırması bu bağlamı daha kolay anlamaya yardımcı olur. Ona göre vahiy; bir binanın temelidir. Hukukî olan vahye dayanır, ondan güç alır. Lakin doğrudan, ağaç örneğinde olduğu gibi, üst yapıyı zorunlu kılmayan, insan yaratıcılığına ve müdahalelerine olanak sağlayan bir anlayışla hukuk ve geleneği anlama çabası söz konusudur. Tezde, Euclides ve Euclides dışı geometrilerin gelişimindeki tarihi bilimsel metodun Kur’an’ı anlama çabasında kullanılabilirliği ve örnekliği ileri sürülmüştür. Matematikçi Euclides’in postulatlarını belirlediği geometride küçük yeryüzü şekilleri hata vermeden ölçülebil mektedir. Günümüzdeki marangozlar, bazıları bilinçli olmasalar da, hala aynı beş postulat üzerine ölçümlerini yapmaktadır ve doğru sonuç almaktadır. XIX. yüzyıldaysa Euclides’in 5. postulatının yerine, diğer bir postulatın konulmasıyla tamamen yeni geometrilere ulaşılmıştır. Euclides geometrisi sadece düz yüzeylerle geometriyi sınırlandırırken, Euclides dışı geometriler eğri yüzeylerde de geçerlidir. Euclides’in geometrisinin dışındaki bu geometriler, Euclides dışı geometriler olarak adlandırılmıştır. Euclides dışı geometriler 2000 senelik bir geleneğin değişmesine sebep olmuştur. Uzay çalışmalarında kullanılan Euclides dışı geometrilerin doğmasına 2500 yıllık bir gelenek kaynaklık ve rehberlik etmiştir. Hem ayetlerin kılavuzluğunda hem de insanlığın geliştirdiği hukuk ile “kölelik” kavramı bu bağlamda incelenmiştir. Kısaca bireyin din özgürlüğünün nass ve akıl çerçevesinde temelleri ortaya konulmuş ve gerekçelendirilmiştir. Tez, söz konusu din özgürlüğünün önündeki en önemli engeli “taassup” olarak tespit etmiştir. Taassup, bir kişinin sahip olduğu inancın veya kendine göre doğru olarak benimsediği dünya görüşü ve kanaatin dışında kalanlara karşı hasmâne duygular içinde yaşaması ve diğer kişilere yaşam hakkı vermeyecek derecede kendilerini ifade etmelerine engel olmasıdır. Dini taassubu üçe ayırmak mümkündür: a. İfrat: Diğer din ve kanaat sahiplerine düşmanlık beslemektir. Diğerlerinin bütün haklarına tecâvüz ve taarruzdur. b. Tefrit: Dini laubaliliktir. Dini alaya almaktır. c. İtidal ve Mutedil: Dînî salâbet/sağlamlık ve metanettir.trinfo:eu-repo/semantics/openAccess'Emr-i bi’l-ma‘rûf nehy-i ‘ani’l-münker' Bağlamında Din Özgürlüğü MeselesiOther2128578621220468