İktidar, ideoloji ve arzu bağlamında toplumsal cinsiyet
Yükleniyor...
Dosyalar
Tarih
2019
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Erişim Hakkı
info:eu-repo/semantics/openAccess
Özet
Bu çalışmada, klasik devlet kuramlarının siyasal toplum tasavvurlarından ve doğa durumu tasvirlerinden yola çıkılarak, özcü yaklaşımların ve insan doğasına içkin olarak atfedilen cinsiyet kalıplarının kökenleri üzerine tartışmalar yürütülmüştür. Bu bağlamda ele alınan feminist yaklaşımların, ulaşılmak istenilen iktidar analizine sağladıkları katkılar ve yetersiz kaldıkları noktalar tespit edilmiştir. Buna müteakip kadının mevcut toplumsal, siyasal ve psişik ahvaline ilişkin fikir yürütme imkanı sağlayacağı düşünülen içkinlik düzlemi, iktidarın aşkın işleyişine karşı eleştirel bir tutumu mümkün kılan bir kalkış noktası olarak, tartışmaya dahil edilmiştir. İktidarın çeşitli yapılanmalarına ve düzenleyici pratiklerine karşı radikal bir müdahaleyi olanaklı kılacağı düşünülen ideoloji ve arzu nosyonu, bu çalışmada klasik kuramlardaki kullanımlarının dışında olacak şekilde yeniden ele alınmıştır. Bu ele alış Deleuze ve Guattari'nin düşüncelerinden faydalanılarak icra edilmiştir. Özellikle, iktidar ilişkilerine karşı elde edilmek istenilen nihai konum açısından, toplumsal cinsiyet dinamiklerini değiştiren-dönüştüren, böylece, kadının iktidar ile olan ilişkisini inşa etmekle kalmayıp bu ilişkiye yeni boyutlar ve derinlikler katan arzu mefhumu, çalışmanın muhtevasını oluşturan temel sorunsallaştırmalardan biri olarak merkezi öneme sahiptir. Klasik psikanalitik yaklaşımın, öznenin iktidara karşı duyduğu arzuyu indirgemeci bir anlayışla tahlil etmesinden dolayı günümüz iktidarının arzu üretimleri üzerindeki müdahaleleri, tek yönlü bir ilişki neticesinde vuku bulan düzenlemeler olarak yorumlanmıştır. Bu nedenle yürütülen çalışma, toplumsal bilinçdışının salt tahakkümden mütevellit bir libidinal ekonomi olmadığını ii vurgulayarak, özü itibariyle sınır tanımaz bir güç olan arzuyu içkinlik düzlemi aracılığı ile politize etmenin imkanlarını irdelemiştir. Bu amaç doğrultusunda kadın hareketlerinin, toplumun her hücresine nüfuz eden iktidar işleyişine rağmen özgün bir direniş konumu elde edebileceği iddia edilmiştir. Bu iddiadan hareketle, arzu toplanışları olarak tecessüm eden ve iktidarın molekülü olarak işlev gören arzu'nun aynı zamanda, iktidar karşıtı hareketlerin devindiricisi olarak işlev görebileceği vurgulanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada, yürürlüğe konulacak içkin bir arzu politikasının, toplumsal cinsiyet sorunları açısından istifade edilmesi gereken bir güç olduğu ileri sürülmüştür.
In this study, discussions were conducted on the origins of essentialist approaches and gender stereotypes that are immanently attributed to human nature, based on the theories of the classical state and their portrayals of the state of nature. In this context, feminist approaches have been found to contribute to the analysis of the desired power and to fail. The plane of immanence, which is thought to provide the possibility of an idea of women's current social, political and psychic status, has been included in the discussion as a departure point that makes a critical attitude towards the transcendental functioning of power possible. The ideology and the notion of Desire, which is thought to enable a radical intervention against the various structures and regulatory practices of power, has been re-examined in this study in a way that is beyond their use in classical theories. This hand was made using the thoughts of Deleuze and Guattari. In particular, the concept of Desire, which changes and transforms gender dynamics in terms of the final position desired to be achieved against power relations, thus adding new dimensions and depths to women's relationship with power, is of central importance as one of the main problemalizations that constitute the content of the study. Since the classical psychoanalytic approach analyses the subject's desire for power with a reductive understanding, the interventions of today's power on the production of Desire have been interpreted as arrangements that occur as a result of a one-way relationship. Therefore, the study examined the possibilities of politicizing the desire, which is essentially an uninhibited force, through the plane of immanence, by emphasizing that the social unconscious is not a trusty libidinal economy just out of domination. For this purpose, it has been claimed that women's movements can iv achieve a unique position of resistance despite the functioning of power that permeates every cell of society. From this claim, it was emphasized that desire, which acts as a collection of desires and acts as a molecule of power, can also act as a motivator of anti-Power movements. As a result, it has been suggested that an immanent policy of desire to be put into effect is a force that needs to be exploited in terms of gender issues.
In this study, discussions were conducted on the origins of essentialist approaches and gender stereotypes that are immanently attributed to human nature, based on the theories of the classical state and their portrayals of the state of nature. In this context, feminist approaches have been found to contribute to the analysis of the desired power and to fail. The plane of immanence, which is thought to provide the possibility of an idea of women's current social, political and psychic status, has been included in the discussion as a departure point that makes a critical attitude towards the transcendental functioning of power possible. The ideology and the notion of Desire, which is thought to enable a radical intervention against the various structures and regulatory practices of power, has been re-examined in this study in a way that is beyond their use in classical theories. This hand was made using the thoughts of Deleuze and Guattari. In particular, the concept of Desire, which changes and transforms gender dynamics in terms of the final position desired to be achieved against power relations, thus adding new dimensions and depths to women's relationship with power, is of central importance as one of the main problemalizations that constitute the content of the study. Since the classical psychoanalytic approach analyses the subject's desire for power with a reductive understanding, the interventions of today's power on the production of Desire have been interpreted as arrangements that occur as a result of a one-way relationship. Therefore, the study examined the possibilities of politicizing the desire, which is essentially an uninhibited force, through the plane of immanence, by emphasizing that the social unconscious is not a trusty libidinal economy just out of domination. For this purpose, it has been claimed that women's movements can iv achieve a unique position of resistance despite the functioning of power that permeates every cell of society. From this claim, it was emphasized that desire, which acts as a collection of desires and acts as a molecule of power, can also act as a motivator of anti-Power movements. As a result, it has been suggested that an immanent policy of desire to be put into effect is a force that needs to be exploited in terms of gender issues.
Açıklama
Anahtar Kelimeler
İktidar, Arzu, Toplumsal cinsiyet, İçkinlik düzlemi, Eşik konum, Power, Desire, Gender, Immanence plane, Threshold position