Yazar "Gülen, Şendoğan" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 9 / 9
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Akciğer kanserli hastalarda eritrosit arginaz aktivitesi(2005) Gökmen, Süer Selma; Yıldız, Reyhan; Tabakoğlu, Erhan; Altıay, Gündeniz; Yavuz, Ebru; Gülen, ŞendoğanAmaç: Bu çalışmada, akciğer kanserli hastalarda kanda eritrosit arginaz aktivitesi ve hücre tipi ve ekstrapulmoner metastazın bu aktiviteye etkisi incelendi. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmaya akciğer kanserli 46 hasta (ort. yaş 63.1) ve sağlıklı 29 birey (ort. yaş 57.2) alındı. Eritrosit arginaz aktivitesi Geyer ve Dabich yöntemi ile ölçüldü. Ayrıca, küçük hücreli akciğer kanserli 15 hasta, küçük hücreli dışı akciğer kanserli 31 hasta, ekstrapulmoner metastazı olan 23 hasta ve metastazı olmayan 23 hastanın eritrosit arginaz aktiviteleri karşılaştırıldı. Bulgular: Sağlıklı kontroller ile karşılaştırıldığında, akciğer kanserli tüm hastaların (p<0.01), küçük hücreli akciğer kanserli hastaların (p<0.05), küçük hücreli dışı akciğer kanserli hastaların (p<0.01), ekstrapulmoner metastazı olan (p<0.01) ve olmayan (p<0.01) hastaların eritrosit arginaz aktiviteleri anlamlı derecede yüksek bulundu. Öte yandan, küçük hücreli ve küçük hücreli dışı akciğer kanserli hastalar arasında ve metastazı olan ve olmayan hastalar arasında eritrosit arginaz aktivitesi yönünden anlamlı farklılık görülmedi. Sonuç: Akciğer kanserli hastalarda eritrosit arginaz aktivitesinde sağlıklılara göre anlamlı bir artış olduğunu; ancak, hücre tipi veya ekstrapulmoner metastazın bu artış üzerinde etkisi olmadığını söyleyebiliriz.Öğe Akut myokard enfarktüsünde eritrosit arjinaz aktivitesinin önemi(2006) Gökmen, Selma Süer; Yıldız, Reyhan; Özçelik, Fatih; Aktaş, Zihni; Gülen, ŞendoğanArjinaz (L-Arjinin amidinohidrolaz; EC 3.5.3.1) memelilerin karaciğerinde amonyağın detoksifikasyonundan sorumlu üre döngüsünün son enzimidir. Karaciğer dışı memeli dokularında arjinazın hücrelere glutamik asid, prolin ve poliaminlerin biyosentezinde önemli bir metabolit olan ornitini sağladığı bilinir. Bu çalışmanın amacı; akut myokard infarktüslü hastalarda infarktüsten 24 saat, 48 saat ve 10 gün sonra eritrosit arjinaz aktivitesinde bir değişim olup olmadığını myokard hücre hasarının belirteçleri olan serum aspartat aminotransferaz (AST), laktat dehidrojenaz (LDH) ve kreatin kinaz-MB (CK-MB) aktiviteleri ile birlikte incelemektir. Çalışmaya akut myokard infarktüsü teşhisi konulmuş 49 hasta ve 35 sağlıklı birey dahil edildi. Arjinaz aktivitesi Geyer ve Dabich metodu kullanılarak, AST, LDH ve CK-MB aktiviteleri ise otoanalizörde ticari kit ile ölçüldü. Bulgularımız, akut myokard infarktüslü hastaların hem eritrosit arjinaz hem de kardiyak belirteç enzim aktivitelerinin infarktüsün ilk gününde yükseldiğini, ikinci günde kontrol grubuna göre yine yüksek olmakla birlikte ilk güne göre bir düşme gösterdiğini ve 10.günde ise LDH dışında tümünün kontrol seviyelerine indiğini göstermiştir. İnfarktüsten 24 saat, 48 saat ve 10 gün sonra eritrosit arjinaz aktivitesindeki değişimin izlenmesinin myokard infarktüsü tanısı koymada faydalı olabileceğini düşünüyoruz.Öğe Biyokimyada nesnel yapılandırılmış pratik sınav (OSPE) deneyimi(2005) Çakır, Erol; Eskiocak, Sevgi; Gülen, Şendoğan; Gökmen, Süer Selma; Erbaş, HakanÖlçme ve değerlendirme eğitim sürecinin en önemli öğesidir. Öğrencinin kazanması gereken bilgiyi, beceriyi ve tutumu ne ölçüde kazanmış olduğunun en tarafsız ve adil biçimde değerlendirilmesi gereği; bizi öğrenciyi çevresel faktörlerden uzak, iki gözlemcinin önünde müdahalesiz ve tarafsız olarak değerlendirebilen nesnel yapılandırılmış pratik sınavı uygulamasını başlatmaya yönlendirmiştir. Bu çalışmada; Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalında dönem I öğrencilerine uygulanan nesnel yapılandırılmış pratik sınavı sonuçlarını tanıtmak amaçlanmıştır. Sınavda toplam 9 durak oluşturuldu. Her durak için öğrencilere yönerge hazırlandı. Yönergelerde öğrenciden ne yapmaları beklendiği bilgisinin yanı sıra, duraktaki işlemleri yaparken yaptığını yüksek sesle ifade etmesi istendi. Ayrıca eğiticilere de her bir duraktaki değerlendirmeyi nasıl yapacaklarını gösteren yönergeler hazırlanarak sınav öncesi prova yapıldı. Testlerin hangi durum/hastalıklarda ne istenmesi/yapılması gerektiğini bilme, çözelti kavramlarını anlama, reaktiflerin hangi analizde kullanıldıklarını bilme becerilerinin iyi düzeyde olduğu görüldü. Öğrencilerin en zayıf oldukları durumun, test sonucunu değerlendirme ve yanlış sonuca yol açan durumları bilme becerisi olduğu tespit edildi. Yapılandırılmış pratik sınavın bölümümüz için en büyük kazancı, beceri soruları için kontrol listelerinin hazırlanmış olmasıdır. Eğitim amaç-hedefimize uygun, nesnel güvenilir, adil bir pratik sınav sistemi oluşturulmuştur. Sınav sonuçları bir sonraki yıllardaki pratik eğitimimizi şekillendirmemizde de rehber rol oynamıştır.Öğe Breast cyst fluid free amino acid profile(2010) Dağlar, Aynur; Erbaş, Hakan; Gülen, ŞendoğanAmaç: Kistik meme hastalıkları kadınlarda en fazla görülen meme hastalığıdır. Apokrin epitelli (Na/K<3) ve düz epitelli (Na/K>3) olmak üzere iki tip meme kisti bulunmaktadır. Yapılan çeşitli çalışmalar memesinde kistik bir oluşum bulunan kadınların 1.7-7.5 kat daha fazla meme kanserine yakalanma riski taşıdıklarını ortaya koymuştur. Kanserli hastaların periferal dolaşımına bakıldığında ise genellikle anormal bir amino asit profili saptanmıştır. Ayrıca, amino asit profilindeki değişiklikler organ düzeyindeki kanserler ile ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı meme kanseri gelişimi yönünden yüksek ve düşük risk grubu kistlerdeki amino asit düzeylerini incelemek ve bu kistlerden meme kanseri gelişimi yönündeki olası mekanizmaları araştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada kistik meme hastalığı olan kadınlardan alınan meme kist sıvısı kullanıldı. Meme kist sıvısı amino asit düzeyleri HPLC metodu ile ölçüldü. Bulgular: Apokrin epitelli kist grubunda aspartik asit, glutamik asit, hidroksiprolin, serin, glisin, treonin, alanin, prolin, tirozin, metiyonin, izolösin, fenilalanin ve triptofan düzeyleri anlamlı olarak yüksek, lizin düzeyi ise düşük bulundu. Sonuç: Kanser gelişimi yönünden yüksek riske sahip olan apokrin epitelli kistlerde bulunan daha yüksek amino asit düzeyleri, amino asitlerin meme kanseri gelişim sürecinde potansiyel bir role sahip olabileceğini göstermektedir.Öğe C ve E vitaminlerinin, kronik olarak alkolle beslenen sıçanlarda beyin dokusu arjinaz aktivitesi, ornitin ve üre düzeylerine etkileri(2007) Kundak, Ayşe A.; Erbaş, Hakan; Gülen, Şendoğan; Dökmeci, Gülbin; Çelik, Hüseyin; Özcan, TurgutAmaç: Sıçanlarda uzun süreli alkol kullanımının beyin arjinaz enzim aktivitesi ve ornitin üzerine etkisi ile C ve E vitaminlerinin bu parametreler üzerindeki etkisi araştırıldı. Çalışma Planı: Çalışmada 4-6 aylık, 75 erkek Wistar Albino cinsi sıçan kullanıldı. On beşerlik gruplar halinde beş çalışma grubu oluşturuldu. Birinci gruba alkole eşit kaloride glukoz oral yoldan verilirken, 2. gruba alkol, 3. gruba alkole ek olarak C vitamini, 4. gruba alkole ek olarak E vitamini, 5. gruba alkole ek olarak C ve E vitaminleri 20 hafta süreyle verildi. Yirminci hafta sonunda sıçanlar sakrifiye edildi. Beyin dokusu örneklerinde arjinaz enzim aktivitesi, ornitin ve üre düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Beyin dokusu arjinaz aktivitesi, ornitin ve üre düzeyleri tedavi alan gruplarda alkol grubuna oranla anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuç: Kronik alkol kullanımında arttığı bilinen nitrik oksit sentazın (NOS), L-arjinin havuzunun tükenmesine yol açarak arjinaz enzim aktivitesinde azalmaya neden olabileceği, antioksidan vitaminler olarak C ve E vitaminlerinin kullanımının, oksidatif stresi azaltıp arjinaz/NOS yolağını arjinaz lehine çevirebileceği ve olumsuz etkileri bilinen nitrik oksit üretiminin azalmasının söz konusu olabileceği düşünülmektedir. Aynı anda üretimi artan poliaminler bu olumlu etkiyi daha da artırabilecektir. Dolayısı ile kronik alkol kullanımının zararlı etkilerini azaltmada C ve E vitaminlerinden yararlanılabilir.Öğe Edirne ve çevresinde yaşayan bireylerde referans aralıklarının belirlenmesi: Plazma lipid profili(2005) Erbaş, Hakan; Gülen, Şendoğan; Demirkıran, SevilAmaç: Edirne ve çevresinde ypşayan bireylerin trigliserid, LDL, HDL ve total kolesterol referans değerlerinin belirlenerek, yöre insanının hiperlipidemi ile yakından ilişkili olan aterosklerotik kalp damar hastalıkları açısından potansiyel risk tablosunu ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvuran ve doğum yeri Edirne; Kırklareli ve Tekirdağ olan hastaların plazma trigliserid, LDL, HDL ve total kolesterol düzeyleri istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve yöremize ait plazma lipid profili belirlenmişti. Bulgular: Tüm yaş grupları için ortalama trigliserid, LDL, HDL ve total kolesterol değerleri bulunmuştur. Trigliserid düzeyleri erkeklerde kadınlara göre, total kolesterol, LDL ve HDL kolesterol düzeyleri kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Sonuçlar: Edirne ve çevre illerinde yaşayan bireylerde aterosklerotik kalp hastalıkları yönünden direk ilişkili Olan plazma trigliserid, LDL ve total kolesterol düzeyleri oldukça yüksek, bu hastalıklara karşı koruyucu bir faktör olarak gösterilen HDL kolesterol değerlerinin düşük bulunması, yöremiz insanının bu hastalıklara karşı oldukça duyarlı olabileceğinin bir göstergesidirÖğe Koroner kalp hastalığında serum sialik asid düzeyleri(2000) Kılıçlı, Gülseven; Özçelik, Fatih; Gökmen, Süer Selma; Gülen, Şendoğan; Birsin, AtillaAtherosklerotik hastalık endotelin, albümin, fibrinojen ve LDL-kolesterol gibi plazma proteinlerine artmış geçirgenliği ile karakterize olan lezyona eğilimli bölgelerinde oluşur. Son yıllarda bazı araştırıcılar tarafından koroner kalp hastalarının serum sialik asid düzeylerinde bir artışın bulunduğu ve sialik asidin kardiovasküler bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Bu hastalarda gözlenen sialik asid düzeylerindeki artış atherosklerozda artmış lipoprotein desialilasyonundan kaynaklanabilir. Bu çalışmada koroner kalp hastalarının serumunda arttığı bildirilen sialik asid düzeyleri ile tıkalı damar sayısı arasında bir ilişkinin varlığı araştırılarak, sialik asid düzeylerindeki artışın koroner atherosklerozdaki rolü irdelenmiştir. Periferal kan örnekleri hastalardan anjiografi öncesi alınmış olup, anjiografi sonuçlarına göre hastalar üç gruba ayrılmıştır: damarı tıkalı olmayan hastalar (N damar hastaları), bir damarı tıkalı olan hastalar (1 damar hastaları) veiki-üç damarı tıkalı olan hastalar (2-3 damar hastaları). Serum sialik asid düzeyleri Warren tarafından tanımlanmış olan tiyobarbitürik asid metodu ile tayin edilmiştir. Sağlıklı grup ile karşılaştırıldığında N damar, 1 damar ve2-3 damar hastalarının total kolesterol (her üç hasta grubu için p<0.01), trigliserid (N damar ve 2-3 damar hastaları için p<0.01, 1 damar hastaları için p<0.001), LDL-kolesterol (N damar hastaları için p<0.05, 1 damar hastaları için p<0.01, 2-3 damar hastaları için p<0.001) ve. VLDL-kolesterol (N damar hastaları için p<0.01, 1 damar ve 2-3 damar hastaları için p<0.001) düzeyleri anlamlı olarak daha yüksek, HDL-kolesterol(N damar hastaları için p<0.01, 1 damar ve 2-3 damar hastaları için p<0,001) düzeyleri daha düşüktü. Total sialik asid düzeyleri de N damar, 1 damar ve 2-3 damar hastalarında sağlıklı gruba göre daha yüksek bulundu (her üç hasta grubu için p<0.001). Sialik asid düzeyleri ayrıca N damar hastalarına göre hem 1 damar hastalarında (p<0.01) hem de 2-3 damar hastalarında (p<0.001) daha yüksek olarak bulundu. 2-3 damar hastalarının serum sialik asid düzeylerindeki artış da 1 damar hastalarına göre daha fazlaydı (p<0.01). Sonuç olarak bu çalışma ile koroner kalp hastalarının serum total sialik asid düzeylerindeki artışın tıkalı damar sayısı ile orantılı olduğunu ve sialik asid düzeylerindeki artışın koroner atherosklerozda önemli rolü olabileceğini söyleyebiliriz.Öğe Myokard infarktüslü hastalarda total sialik asidin diagnostik önemi(2000) Kılıçlı, Gülseven; Gülen, Şendoğan; Gökmen, Süer Selma; Özçelik, Fatih; Birsin, AtillaSialik asid (N-asetil neuraminik asid) memelilerde yaygın olarak bulunan açillenmiş bir neuraminik asid türevi olup, genellikle glikoprotein ve glikolipidlerin karbonhidrat zincirlerinin indirgen olmayan ucunda terminal olarak yer alır. Serum total sialik asidin kardiovasküler bir risk faktörü olduğu ve yükselmiş düzeylerin artmış kardiovasküler mortalite ve serebrovasküler hastalıkla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı myokard infarktüsünün başlamasından 24 saat sonra (1.gün), 48 saat sonra (2.gün) ve 72 saat sonra(3.gün) serum total sialik asid düzeylerindeki ve myokard hücresindeki hasarın göstergesi olan laktat dehidrogenaz, kreatin kinaz ve aspartat aminotransferaz enzim düzeylerindeki değişimi inceleyerek sialik asid ölçümünün myokard infarktüsünün teşhisinde alternatif bir moleküler marker olarak kullanılıp kullanılamayacağını irdelemektir. Myokard infarktüslü hastaların periferal kan örnekleri infarktüsün l.günü, 2.günü ve 3.günü Kardiyoloji Anabilim Dalı'ndan sağlandı. Total sialik asid Warren tarafından tanımlanan tiyobarbitürik asid metodu ile, laktat dehidrogenaz,kreatin kinaz ve aspartat aminotransferaz enzimatik olarak tayin edildi. Hasta grubundaki 1, 2. ve 3. güne ait serum total sialik asid ve enzim düzeyleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Ayrıca infarktüsün 1, 2. ve 3. günlerine ait serum total sialik asid düzeyleri incelendiğinde infarktüsün l.gününe göre 2.gününde, 2.gününe göre ise 3. gününde bu artışın daha fazla olduğu saptandı. Laktat dehidrogenaz düzeylerinde de l. güne oranla infarktüsün 2. ve 3. günlerinde anlamlı bir yükselme vardı, ancak 2. ve 3. günlerdeki laktat dehidrogenaz düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Kreatin kinaz düzeyleri ise infarktüsün 2.gününe göre 3.gününde anlamlı bir düşme gösterdi, ancak 3. gündeki kreatin kinaz düzeyleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında yine de daha yüksekti. Sonuç olarak myokard infarktüsünün ilk üç gününde serum total sialik asid düzeylerinde gittikçe artan bir yükselme olduğunu ve serum total sialik asid ölçümünün myokard infarktüsünün teşhisinde alternatif bir moleküler marker olarak kullanılabileceğini söyleyebiliriz.Öğe Preinkübasyon ısısının ve bazı metal iyonlarının insan humor vitreus arginazı üzerine etkileri(1998) Ozan, Sema; Gülen, Şendoğan; Dülger, H. Ergin; Gürsu, M. FeritAmaç : Üre döngüsünün en son basamağını katalize eden arginaz, Mn iyonlarına kofaktör olarak gereksinim duyan bir enzimdir. İnsan eritrosit ve karaciğerinde arginazın +2 değerlikli Mn iyonlarıyla 50-55"C preinkübasyonu sonucu maksimum aktivite elde edilmiştir.İnsan humor vitreus arginazı üzerine preinkübasyon ısısı ve metal iyonlarının etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Arginaz aktivitesi ölçümünün esası, L-argininin arginazla hidrolizi tarafından oluşan ürenin spektrofotometrik TDMU yöntemiyle ölçümüne dayanır. Bulgular: İnsan humor vitreus arginazı için preinkübasyon ısısı 40"C olarak bulunmuştur. Preinkübasyonun 50 - 55"C de yapılması % 5 - 7 dolaylarında aktivite kaybına neden olmuştur. Enzimin 40"C de Pb, Hg, Ağ, Cu ve Sn gibi metallerle preinkübasyonu % 80 - 85, Ba, Fe , Cr ve Ca ile % 60 -70 ve Mg ve Co ile % 30 - 40 dolaylarında inhibisyona neden olmuştur. Mn iyonları enzimin aktivitesini % 36 oranında arttırmıştır. Ni enzim aktivitesini değiştirmemiştir. Mn inkübasyon ortamına ilave edildiğinde aktivasyon % 12 dolaylarına düşmüştür. Sonuç: Sonuç olarak,diğer doku arginazları Mn iyonları yokluğunda hemen hemen inaktif durumda iken vitreus arginazı Mn iyonları yokluğunda da belirgin olarak aktivite gösterdiği saptanmıştır.